7 Eylül

Ölüm evinin yasçısı düğün evinin tefçisi

Ölüm evinin yasçısı düğün evinin tefçisi
Avatar
Ufuk SARI( ufuk@7eylul.com )
65 views
03 Ekim 2018 - 8:47

Geçen günlerde dünyaca ünlü bir televizyon kanalında belgesel niteliğinde bir haber izledim.

Kanalın adını vermekte sakınca olmadığından mütevellit, yazıyı ucundan hatırlatıp detaylarını ve videolarını internette bulup okumanız MALUM $ey kadar basit…

BBC yaptığı ilginç araştırmaların sonucunda yaptığı haberlerle, insanoğlunun bir nebze olsun akıl mantığını değişik hizalara sokmayı becerebiliyor..

Birlikteliğe ve dayanışmaya en çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde ufunetimizi dağıtmamıza yardımcı olduğu için bi habere göz atın derim…

Ki krizi fırsata çevirmenin ne demek olduğunu ekonominin uçtuğu bu günlerde daha da uçuralım..

———————– –

BBC HABERİ-

Meslek mi değil mi?

BBC’ye yansıyan haberde, Gana’da son zamanlarda ‘cenaze ağlayıcılığı’nın ciddi bir meslek olma yolunda olduğuna dikkat çekildi.

BBC’nin Afrika muhabirlerinin Gana’da yaptığı incelemede ‘profesyonel cenaze ağlayıcılığı’ hakkında incelemelerde bulunuldu, ‘meslek mi değil mi’nin üzerine gidildi.

Bu kapsamda bol bol röportaja yer verildi.

Gözyaşı dökülmesi şart Peki kim bu ‘cenaze ağlayıcıları’?

Bir dernekleri dahi olan bu insanlar, cenazelere katılıyor.

Törende son yolculuğuna uğurlanan kişilerin yakınları ağlayamıyor.

Üzgünler ama ağlayamıyorlar.

Ancak arkasından gözyaşı dökülmesi de şart.

Peki ne olacak? İşte tam da bu noktada ‘cenaze ağlayıcıları’ devreye giriyor.

……………………

(Merak eden araştırsın. Beleşe konmayın)

Haber böyle devam ediyor ve çok güzel görüntüler eşliğinde sonlanıyor.

Şimdi yerli ve milli ekonominin uçtuğu bu güzide günlerde ne alaka ki böyle bir fikir çırpışmasının (çarpışma değil(!)) içine neden dalalım diye.

Fikrinizin en ince köşesinde gelen ortayı gole nasıl çevirirsiniz diye anlamsızca bir soru gelmiş olabilir.

Ya da olmasa da olur..

——————

Ama hayatın rutin işleyişlerinde sevdiğimiz yahut sevmediğimiz o kadar çok şeyle karşılaşıyoruz ki..

Hangi birine tuz olayım…

Hangi parmak yaralı ise o parmağa atalarımızın söz haline getirdiği cümleyi uygulayayım diye düşünebilirsiniz.

Gerçek olan şu ki kabul etmemiz gereken, bakış açısı ya da etik kurallar…

Gerçek tektir….

Bu şey gibi oldu.

Gerçekler acıdır, biberde acıdır.

O zaman biber gerçektir..

Başka bir örnek ise Yer’in kulağı vardır…

Benimde kulağım var..

O zaman ben yer miyim?

YEMEM…

——–

Şimdi bu entrikalarla çırptığımız (!) dönme dolap gibi sizi okumaktan soğutacak kelime zıngıltısının asıl durumuna.

Eleştirmeyi severim…

Eleştirilirken, boşanma davalarına konu olan, memleketin en yüksek vergisini ödediğimiz halde, vergi rekortmeni sıralamasına maalesef giremediğimiz konuyu yudumlarken dinlemek ayrı bi keyf verir.

NOT: (kırmızı yazı ile yazılan kısmı +18den küçükler okumaz ise sevinirim.

O kısmı bi şekilde bipleyin) Amma velakin yaşadığımız bu güzel memleketin keyfini maalesef siyaset kisvesi altına yaşananlardan dolayı yaşayamıyoruz.

Yahut hırslarımız yüzünden. Sosyal medya hayatımızın o kadar çok büyük kısmını kaplıyor ki, +yakında

……

demeye gerek kalmadan biraz araştırınca zaten ince ayrıntılara kadar görebilme ihtimalimizin ihtimali bile ortadan kalkıyor.

…………….

Demek istediğim aslında şu ki, Aynı tabaktan yemek yerken, kaşığın kirini yemek yediğin kişiye bulaştırıp kendini aklamaya çalışmak ta biraz bağnazlık değil mi?

Bu yaptığın iş ile de aynıdır…

Aynı kulvarda aynı mantıkla koşarken (kazanmak bağlamından bahsediyorum) bi anda ya kulvara suç atmak veya yarışmaya çamur atmak bi nebze gevşeklik gibi geliyor.

Önceki zaman diliminde sosyal medya da bir anda dönen bir fırtına, maalesef Meteorolijinin bazen yanıldığı gibi yaşandı…

Fırtınalar koptu…

Laflar söylendi…

Yorumlar havada olimpiyatları kıskandırır gibi uçuştu.

Aba altında sadece sopa gösterilse yine iyi ama maalesef abanın altındaki bildiğin bamya çıktı..

(Bence mevsimi geçtiğinden oldu o iş)

———-

Netice itibari ile…

Güzel bir şehirde yaşarken insanoğlunun maalesef vazgeçemediği huylardan biri; +olanı güzelleştirmek değil, güzel olan neden benim değil? (Anafikir)

Eskiler iyi yaparmış..

Köylerde imece, aklımızda en iyi kalan…

Hatta uzağa gitmeyin bu ara…

Alın MALUM $ey’e endeksli akıllı telefonunuzu ve bakın.

Sosyal medya da çok tanıdığınız bir isim olan (hele ki her gitar çalmayı bilen kim var ise mutlaka o ezgiyi tıngırdatmış ve tıngırdatmayı bilmeyen eşlik etmiştir.

Kesin bilgidir bu yayabilirsiniz) Topluluk olduğunda coşturacak şarkıyı onun ağzından dinlediğiniz AKDENİZ AKŞAMLARI şarkısını sevdiren Haluk Levent…

İyi bir Atatürkçü, demokrat, Cumhuriyetçi ve eşit olmayı bilen Laik bir yetenekleri olan zat-ı muhterem..

Millet “Adam Kazandı” geyiğini sürdürürken Haluk Levent iyilik yapmanın toplumsal bir birliktelik olduğunu ispatlıyor.

Kurbanda denizden kaçan danayı satın alıyor…

Benimle dans eder misin? diyene kibirli değil duyarlı yaklaşıyor..

Sanatını, gerekirse iyilik uğruna düğünde satıyor…

Evlenene şahit… Arası yapılacaklara MÜŞAHİT… Vs vs vs ..

Kısacası ortayı buluyor…

Artık adının önüne büyükşehir ünvanı verilen…

Gezi bloglarında EMEKLİ ŞEHİR diye anılan AYDIN..

Heredot abinin idda edilen rivayetine göre “Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü” Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde 42 çeşit ürün yetiştiğini anlattığı verimli toprakları ve ürün çeşitliliği dolayısıyla ”Dağlarından yağ, ovalarından bal akar” diye anılan Aydın…..

Saçma sapan kavgaların arasında kendi yağında kavruluyor demek isterdim ama; maalesef Kaz’ın ayağı öyle değil…

(KAZ: İri ve beyaz veya boz tüylü, ayakları perdeli kuş türlerine verilen ad. Erkek ve dişisi aynı büyüklüktedir. Kuğulardan küçük, ördekten büyüktür. Beslenme şekli kuğu ve ördeklerden farklıdır. Genellikle doğu anadolu bölgesinde bulunur. Özellikle Kars bölgesinde yetiştirilir. (Engellenen Wikipedia ön belleğinden alınmıştır)

Bu bilgi burada dursun. Bilmemek ayıp değil..

Biliyorsunuz değil mi?) Herkes işini yapıyor hayatın rutin nefes alıp verme düzeninde.

Ancak duayen gazeteci Uğur Dündar’ın siyah beyaz televizyonlu yıllarında, çekirdek çitleyip aksiyon dolu haberlerini izlerken (ki büyüklerimiz daha iyi hatırlar) program fragmanlarında kasıp kavuracağı haber ile ilgili net bilgi vermez, sadece genelleme yapar…

Özelleme konusuna gelince, karpuzun çatalını elinize verir sadece kabuğunu bırakırdı…

Gerçi şimdiki nesil özellemeyi farklı olarak zihinlerinde bırakacak ama…. Çocukluk işte hatırladığımız kadarıyla..

—————

Netekim, birlikte yol alırken hangi konu yolun ayarını bozduysa yolun bozukluğunu bahane edip yeni yollara düşmenin anlamı yok…

Doğruysa doğru… Yanlışsa yanlış….

Düğün evi tefçisi olup, ölüm evi yasçısı olmak…

Etiketten başka bir şey değil zannımca…

Bunu söyleyebiliyorsan ve sen işini kuralına göre doğru yapıyorsan, mülayim olmayı Rahmetli Kemal Sunal’dan öğrenmemen gerekir…

Terziler o yüzden dikişlerini iyi yapmak zorunda…(?)

O Değilde 15 Eylül’de yer yerinden oynacaktı n’oldu?…

Maaşlar yattı galiba…………..

———————-

Ama sevdiğim bir abim vardı..

Şu lafını severim…

LAHANAYI YERKEN KATIR KUTUR…

SAPINA GELİNCE MEEEEEE…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.